ŞAİRİN ÖLÜMÜ

ŞAİRİN ÖLÜMÜ

Güneş Saygılı'nın Gerçek Yaşamı

ŞAİRİN ÖLÜMÜ‘nden

Serap, giderek serap olmaktan çıkıp, zihnine çakılı kanlı canlı bir imgeye dönüşmekteydi. Kızın gençlik hayaliydi bu imge; sıcak ve yumuşaktı. Tenin dokunuşu… Kızın kokusu, saçlarının, gerdanının, koltukaltlarının kokusu yılların ötesinden buram buram doluyordu genzine. Parfüm kullanmayo bilmezdi. Doğal kokusu bedeninin. Güzelleşmeyi bilmezdi, beceriksizdi bu konuda. Saçlarının kestane rengi ışıltısı. Hayalindeki kıza -çocuğu olcak yaştaki bu hayale, bu anı -görüntüye- vaktiyle ilişki yaşanırken besleyemediği gecikmiş bir şevkat duyuyordu şimdi, merhamet belki de… Ona acı çektirmişti. Kız ağlamıştı. O kadar genç ve kırılgandı ki anı, masum… Onun için bir şeyler yapmalıydı. Ama ne… ne? Tek marifeti yazmaktı.

Edebiyatımızın en önemli seslerinden Erendiz Atasü, Şairin Ölümü’nde eski aşkları ve aldatmaları, yaşlanan bedenlerde yaşlanmayan arzularıi sığıntı yaşamları ve yalnız ölümleri, değişen anıları ve belirsiz gelecekleri, beden ve ruh nasırlarını kurguluyor.
br