GENÇLİĞİN O YAKICI MEVSİMİ

GENÇLİĞİN O YAKICI MEVSİMİ

GENÇLİĞİN O YAKICI MEVSİMİ

1978 (s.18)

Bahar toprağının yumuşak dokunuşunu çıplak ayağında duyumsuyor. Güneşi emmiş yeryüzü... Sevinçli duyum tabanlarından tırmanıyor. Ansızın O'nu düşünüyor - insan gövdesinin duruşunu görmeden de, nasıl bilebilirse, o garip beden bilinciyle ayrımsıyor - O da sever çıplak ve ılık toprağa basmayı, yağmurda ıslanmayı sevdiği gibi. Oysa hiç konuşulmadı aralarında. Işıltılı bereket gibi yağıyor aydınlık. Gözlerini yumup yüzünü güneşe çeviriyor, Fethi'nin güleç yüzü esmer güneşler gibi doğuyor göz kapaklarında.

Kırda bir bahar günü. Kadın mutludur, kocasının yanında. Yeni evli. Evlendiği erkeği seviyor. Görüyor, kocasının teni ne yağmurdan etkilenir, ne güneşli esintiden. Henüz hiçbir eksiklik duymuyor; özlem oyukları doygun...
Adamın anısı bir parıltı gibi yalazlanıp sönüyor.

EŞİKTE (s.23)

1976

1976'nın soğuk bir kış sabahında Kızılay'da dolmuş bekliyordu, paltosuna büzülmüş. Acının duygularını dağlayıp taşan şiddeti, derisini soğuk bir kalıp gibi sıkıştırıyordu. Ruh durumunu aşmaya savaşan direncin bilincinde değildi henüz. Durakta sessiz, üşümüş, durgun bekleşen insanlara ulaşan dikkatinin... Hiçbirini tanımıyordu. Varlığının küçük ve dışsal bölümünün dolmuş beklediğini, asıl kendisinin özlediğini, umut etmekten korkarak düşlediğini bilmiyordu kimse. Asal yaşama dokunup, asal gerçeği görüp, ateşi ilk kez tanıyan çocuk gibi, gözleri kamaşmış, elleri yanık ama biraz büyümüş, ürkek, kimsesiz ve üşümüş kalakaldığını, geçici uğraşlar içinde...

Peki, ya onlar? Paltolarına saklanmış, kapanmış onlar? Gezegenler gibi birbirinden uzak, yalnız soğuk uzayda, ellerinde evrak çantaları... Her paltonun içinde, kimbilir ne anılar ve düşler, ne umutlar ve umarsızlıklar birikmişti, gizli kahramanlıklar! Anladı ki sıradan yaşanmış bir hayat yoktu.