DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ

DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ

DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ

DORUKTA (s.102-104)
...
Uludağ'a tırmanma fikri Burhan'ındı. İstanbul'dan Mudanya'ya geçtikleri vapurun güvertesinde, püfür püfür... Burhan nasıl da yakışıklıydı; iyon harabelerindeki Tanrı heykellerini andırıyordu duruşu... Alevden bir yele gibiydi, mavi rüzgârda savrulan saçları... Reha, her zamanki gibi uysal, kabul etti kardeşinin önerisini. Vicdan, yanında Cumhuriyet'in iki genç subayı varken, dağa tırmanmaktan mı ürkecekti...

DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ

Bursa'da akrabalarını ziyaret ediyorlardı. Çocukluklarının bir bölümü, çınarlar ve çiniler kentinde geçmişti. Dağ, o zamanlar, inanılmaz uzaklıktaydı; dumanlı başı ulaşılmaz... Ama şimdi...
Durmadan yenilenen bir enerjiyle doluydu üç kardeş... Dünyayı yıkıp yeniden kurabilirlerdi. Hiçbir şey onları yıldıramazdı. On iki yaşındaki Cumhuriyet'in genç aydınlarını... Reha ve Burhan Harbiye'yi bitirmişlerdi. Vicdan'ın ... Kurumuna tayini çıkmıştı; yakında Raik'le evlenecekti. Ve, bir süre önce, Gazi'yle görüşmüştü... Erişilmeyecek hiçbir hedef, ulaşılmayacak hiçbir doruk, keşfedilemeyecek hiçbir bilinmezlik yoktu kardeşler için...

Burhan ve Reha, derhal haritalarını açtılar, hesaplar yaptılar; izleyecekleri yolu saptadılar. Dağın güneyi amansızdı; Bursa ovasına bakan kuzey bölge ise basamaklarla yükseliyordu. Yaylalardan geçilip, kireç taşlarıyla döşeli bir düzlüğe varılıyordu. Burada, yükseklikleri elli metreyi bulan doruklar sıralanmıştı. Kirazlı Yaylaya kadar vasıtayla gidilip, doruklardan birine tırmanılabilirdi. Hayır, kılavuz almalarına gerek yoktu. Harita, pusula, şapka ve sağlam değnekler onlara yeterdi...
Kiraladıkları Ford, oflaya poflaya, onları Kirazlı Yayla'ya kadar çıkardı. Gümrah yeşilliğini süsleyen sarı censiyan çiçekleriyle karşıladı yayla onları. Cennet, burası olsa gerekti... Reha, sarı çiçeklerden bir tanecik kopardı, ablasının yakasına iliştirdi. Vicdan şefkatle gülümsedi kardeşine, Reha her zaman nasıl da nazikti.

DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ

Bak Kibele Ana, tırmanmaya başladılar, işleri zor, hava sıcak. Acele etmiyorlar; manzarayı gözlerine, ruhlarına sindire sindire yükseliyorlar. Görüyor musun Vicdan Hayreddin'i, nasıl da sekiyor kireç taşlarının üstünde, doruğa doğru, keçi gibi, ama şıklığı ve zerafeti bozulmadan, topuklu pabuçlarıyla... Terlemiyor bile... Tırmanıyor mu, uçuyor mu, belli değil... iki yanında kardeşleri... Reha ve Burhan ellerindeki değnekleri kireç taşlarının arasına sağlamca sıkıştırıp ilerliyorlar.

DAĞIN ÖTEKİ YÜZÜ

Yamaç dikleştikçe yaylanın yeşili artık seçilmiyor. Yalın ve yabanıl bir ortamdalar. İnsan emeğiyle bezenmiş ovalardan uzak... Bitkiler bile tükeniyor... Çıplak yeryüzü ve gök... Sarı-mavi ışık, sıcak sağanak gibi dökülüyor, kireç taşlarının üstüne. Tırmandıkça hava

Burhan ve Reha gövdelerini algılıyorlar, güçlü, çevik... Tenlerine dokundukları, dokunmayı diledikleri kadınların hayalleri belirip kayboluyor. Güzeller güzeli Yıldız'ın narin salınışını görüyor Reha... Beyoğlu'nda gittiği kadınların kokusunu duyuyor. Burhan kendisine sevdalı komşu kızını düşünüyor, bir an... Sessiz uysal bir kız; iyi bir eş olabilir; hayatı meşakkatle dolu bir zabite münasip zevce... Sonra Vecdet'i düşünüyor. Burhan Vecdet'e âşık mı? Vecdet bir erkeği tamamlamak üzere yaratılmış kadınlardan değil. O zaten bir tümlük... Vecdet, Burhan'a yaramaz...

Vicdan Gazi'yi düşünüyor...